Kendimle Randevu: Hayatın En İyileştirici Hediyesi
Hayatın koşuşturması içinde kendimize zaman ayırmayı ne kadar ihmal ediyoruz, değil mi? Farkında bile olmadan, en çok ihtiyaç duyduğumuz anlarda bile kendimizi ikinci plana itiyoruz. Ama bu ay, yıllar önce yazıp bir köşede unuttuğum bir yazı karşıma çıktı. Okurken hem güldüm hem düşündüm; o yazı bana, kendimle çıkmayı unuttuğum o güzel randevuları yeniden hatırlattı.

Ve fark ettim ki… uzun zamandır kendimle böyle bir randevuya çıkmamışım.
Evet, doğum günlerimde ya da önemli bir işi bitirdiğimde kendimi şımarttığım anlar oldu. Bu da bir çeşit randevu elbette. Ama o spontane, plansız ve sadece kendime ait bir zamanı yaratmayı unutmuşum.

Şimdi kendime bir söz verdim: 2026’da kendimle bol bol randevuya çıkacağım.
Size de gönülden tavsiye ederim: Kendinizle geçireceğiniz zaman, hayatın en iyileştirici hediyesidir.
Hayaller ve Gerçekler
Çocukken kurduğum bir hayalim vardı:
Arabaya kimseyi almadan, yanımda yalnızca köpeğimle, bolca abur cubur eşliğinde yol tabelalarının gösterdiği yere doğru gitmek… Özgürlüğün tam karşılığı buydu benim için.
Ama hayat her zaman hayallerle aynı ritimde akmıyor.
Ailem izin vermedi, çevremdekiler “yapamazsın” dedi ve ben de yıllarca o hayalimi erteledim.
Derken yaş 38 oldu. İş stresi, aile sorumlulukları, özel hayat derken biriken yükler içimdeki sesi daha fazla susturamaz hâle getirdi.
Ve bir gün, yüksek sesle söyledim:
“Yeter. Ben tatile çıkıyorummmmm!”
Ve çıktım.
Yıllardır unuttuğum bir şeyi yeniden fark ettim:
Kendimle baş başa kalmak, insanın ruhuna çektiği en derin nefesmiş.
Kendimle Randevuların Önemi
Eskiden yalnızlığı çok severdim.
20’li yaşlarımda maaş gününde kendime yemek ısmarlar, şehrin en iyi restoranında tek başıma oturur, bir kadeh bir şey içer ve buna “kendimle randevu” derdim.
Hayatın hızında, bu güzel alışkanlığı kaybettiğimi fark ettim.
Şimdi yeniden hatırlıyorum.
Ve kendime söz verdim: Ayda bir mutlaka kendime bir randevu vereceğim.
Bu yolculuğa çıkacağımı söylediğimde insanlar yine şaşırdı:
“Kadın başına nasıl yani?”
“Biz erkek başımıza cesaret edemiyoruz!”
Ama ben biliyorum:
İnsan isterse yapar.
Niyeti sağlam, adımı kendine sadıksa her şeyi başarır.
Yalnızlık Korkusu ve Özgürlük
Yalnızlık neden insanları bu kadar korkutuyor, hâlâ anlamıyorum.
Kendinle kalmak delilik değil; aksine, iyileşmenin en temiz hâli.
Bu yüzden kim yola çıkmak istiyorsa, kim iç sesini duymak istiyorsa, kim bir deneyim yaşamak istiyorsa… Sonuna kadar desteklerim.
Ben sosyal bir insanım ama yalnız kalmayı da çok seviyorum.
Bu bir çelişki gibi görünse de değil.
Çünkü insan hem kalabalıkları sevip hem de kendine zaman ayırmayı öğrenebilir.
Ben öğrendim ve hâlâ öğreniyorum.
Hayalimi Gerçekleştirdim
Yıllarca ertelediğim hayalimi sonunda gerçekleştirdim:
Tek başıma yola çıktım.
Yolculuğumun 4. günüydü ve özgürlüğün kokusu hâlâ burnumdaydı.
Bazılarına göre “tek başına yollara düşmek” saçmaydı ama bana göre dünyanın en huzurlu, en hafif, en gerçek hâliydi.
Yolda karşıma çıkan insanlar, dostlarımın desteği, küçük tesadüfler…
Her biri sanki “Doğru yoldasın Didem” dedi.
Kayboldum mu? Çok.
Geri döndüm mü? Evet.
Güldüm mü? Kahkahalarla.
Kendimi keşfettim mi? Her kilometrede biraz daha.
Hayatın Sürprizleri
Bir yol tabelasına heyecanla dönüp ismini okumayı unuttuğum için 20 km geri döndüm.
Ama o dönüş bana iki yeni koy tanıttı 🙂
Hayat bazen böyle işte; kaybolursun ama başka güzelliklere varırsın.
Ankara ve Karadeniz radyolarını keşfettim; şarkılar içimde yıllardır dokunmadığım bir kapıyı açtı.
Belki de içimde sakladığım “şarkı yapma” hayaline bir adım daha yaklaştım.
Alaçatı’da dolaştım, Ilıca’da ayaklarımı suya soktum, Dalyan’da üşüyüp güldüm.
Cunda’da mezelerin yarısını tattım, tarif bile aldım.
Foça’nın rüzgârına âşık oldum.
Trafik cezası bile yedim ama hâlâ gülümsüyorum 🙂
Özgürlüğün Tadını Çıkarmak
Ve en güzeli de şu:
Uzun zaman sonra ilk kez özgür hissettim.
Nazım Hikmet’in sevdiğim dizeleri gibi:
“Toprak, güneş ve ben…
Bahtiyarım.”
Evet… Nereden nereye.
Bu yolculuk:
Kendime verdiğim bir sözün tutulmuş hâliydi.
İçimdeki çocuğun elinden tutup yollara düşmesiydi.
Ve en çok da “Ben varım.” deme cesaretiydi.
Kendinize Randevu Vermeyi Unutmayın
Ve biliyorum ki bu sadece başlangıç.
Daha gidecek çok yolum, kendimle verecek çok randevum var.
Bu yolculuk bana bir şeyi öğretti:
İnsan kendine randevu vermeyi unutmamalı.
Bazen bir yemek, bazen bir kahve, bazen bir sessizlik…
Ama en güzeli bir yolculuk.
2026’da bol bol randevuya çıkacağım kendimle.
Size de tavsiyem: Kendinizle buluşmayı sakın ertelemeyin.
Sevgi ile Kalın…
Şuan buna ilham oldun, yarın kendimle randevuya çıkacağım ve aralık yazım için enerji yük eleneceğini
canım benim teşekkürler bekliyorum :))