Bodrum Dondurmacısı
Bodrum Hotel Spa

Biraz Arkeoloji, Biraz Mitoloji Halikarnassos’un Son Ateşi

Reyhan DESTAN

Reyhan DESTAN

REYHAN DESTAN (1945, Lüleburgaz) Deniz Harb Okulu ve Kalifornia PG üniversitesinden mezun. Emekli deniz subayı Reyhan Destan Deniz savunma ve Stratejik Lojistik Sistemleri, Antik Anadolu kentleri ve tarihi coğrafya sertifikaları sahibi.

M.Ö. 334 yılı…
Büyük İskender, Asya seferinde; Granikos’un tozlu ovalarında zafer şarkıları yükselmektedir. Bu zafer, Pers hâkimiyetindeki Anadolu kentleri için bir uyarıdır.
İskender ilerleyecek, kıyılar düşecek, kapılar birer birer açılacaktır.

Ama Halikarnassos yol vermez;
bu yolu tutan bir kişi vardır.
Adı: Rodoslu Memnon.

Pers İmparatorluğu, Anadolu deniz kapılarını savunmakla görevli bir lejyoner…
İskender, ateş gibi ilerleyen genç bir kral: saldırı, hız ve kaderine iman eden bir fırtına.
Memnon ise soğukkanlı, ölçülü, savunmayı saldırıya çeviren, zaman kazanmaya inanan bir komutan.

İskender, Halikarnassos’u kuşatmak için surların önüne geldiğinde, Memnon şehri teslim etmeyi değil, şehri bir ateş kalkanı yapmayı seçer.

“Bir kale, yalnız taşla değil,
onu savunanların iradesiyle yükselir.”

Gecenin tuz kokan rüzgârı surlara dokunuyordu.
Daha gün doğmadan, Halikarnassos’un taş sokaklarında bir fısıltı dolaştı:
“İskender geliyor…”

Surların üzerinde hayalet gibi bir kadın göründü;
giysileri rüzgârın kanatlarına benzer,
bakışları geçmiş savaşlardan yorgun.

Artemisia…
Bir zamanlar Xerxes’in yanında denizlere hükmeden kraliçe.
Adı bir efsaneydi;
ama Halikarnassos’un taşlarında hâlâ ayak sesleri yankılanıyordu.

“Memnon,” dedi,
“Savaş yalnız mızrakla değil, kararlılıkla kazanılır.
Ben bu toprakları düşerken gördüm;
sen direnerek kurtaracaksın.”

Memnon saygıyla eğildi;
zırhı ay ışığında kar gibi parlıyordu.
Halikarnassos’un komutanı, Asya’nın kalkanı,
geri çekilmek yerine savaşmayı seçen adam.

Şehir uyandı.
Kadınlar çocuklarını evlerin derinliklerine çekti.
Genç, ihtiyar surlara çıktı.
Gençler mızraklarına isim verdi:
“Kader”, “Umut”, “Dalgakıran”.

Memnon askerlerine dönüp var gücüyle haykırdı:

“Bugün toprak için değil, hatırlanmak için savaşacağız.
Yüzyıllar sonra adımızı duyanlar,
‘Bu şehir düştü ama diz çökmedi,’ diyecek.”

Ve güneş yükseldi.
İskender’in ordusu dağlar gibi aktı.
Oklar gökyüzünü karartan bir bulut oldu.
Makedonların bronz diz bağları parlıyordu.
Zaman bile geri çekilir gibi titredi.

Memnon’un aklı soğuktu ama kalbi kor gibiydi.
Surların dışında hiçbir zafer bırakmamaya yemin etti.
Alevler yükseldi;
şehir kendini feda ediyordu.

“Biz düşersek, Asya’nın kapıları açılır.
Direnin,” diyordu Memnon.
“Çünkü bizden sonrakiler,
bizim nasıl öldüğümüzden çok,
nasıl yaşadığımızı hatırlasın.”

Gece çöktüğünde kuşatma bitmedi.
Dalgalar sahile vururken,
Memnon Gizli Liman’dan asker çıkardı.
Sessiz kadırgalar gölgenin kanatlarına büründü.

İskender, yıldızları seyrederken bilmeli ki;
karanlıkta savaşanlar,
güneş doğduğunda da ayakta kalır.

Sabaha karşı ani bir hücum…
Sur kapılarının arkasında çelik fırtına…
Ve Memnon’un haykırışı:

“Düşen her taşın altında bir yeminim var!
Halikarnassos hep ayakta olacak!”

Halikarnassos;
labirent sokakları, surları ve limanı ile kolay lokma değildir.
Şehri tamamen kaybetmeden önce kendi bölgelerini yakar.
Toprağı düşmana bırakır ama iradeyi bırakmaz.

Limandaki donanmasıyla sahil kontrolünü sürdürür.
İskender’i denizden koparmaya çalışır.
Zaman kazanır.
Memnon bilir ki zaman kazanmak, Anadolu’nun yeniden toparlanması demektir.

Surlar kırıldı.
Şehir nefes nefese, dizlerinin üstündeydi.
Memnon geri çekilme emri verdi.
Ama bu bir kaçış değil, bir gelecek yaratma kararıydı.

Çünkü biliyordu ki;
bazen kahramanlık kalmak değil,
geri çekilip günü yeniden kurmaktır.

İskender içeri girdiğinde alevler hâlâ gökyüzüne yükseliyordu.
Memnon’un direnişi dar sokaklarda devam ediyordu.

Ve böylece tarih hükmünü verdi:
“Halikarnassos düştü.”

Yüzyıllar geçse de,
rüzgâr Bodrum kıyılarına vurdukça,
taşlar arasında bir ses fısıldar:

“Memnon’um ben…
Yenilginin içinde zaferi arıyorum.”

Ateşin içinde iki gölge belirir;
biri fetheden, biri savunan…

Memnon, çaresiz gemilerle Karaada’ya doğru ayrılır.
Ama onun savaşı henüz bitmemiştir.
Adalar, kıyılar, Ege hattı, karşı topraklar…
Savunma devam eder.

Planı, Pers–Fenike donanmasıyla İskender’i Anadolu’dan koparmaktır.
Ege’yi temizleyip, ardından İskender’in ikmal hatlarını kesmek…
Anadolu’yu geri kazanmak.

Bu gerçekleşseydi tarih farklı yazılabilirdi.
Belki İskender Doğu’ya değil, geri dönecekti.
Belki Granikos bir başlangıç değil, bir son olarak anılacaktı.

Ne yazık ki hastalık yakalar Memnon’u Midilli’de.
Bu, savaşın değil bedenin yenilgisidir.
Bir komutan her zaman kılıçla ölmez;
bazen kaderin eline sessizce düşer.

İskender’in şansı, belki de Memnon’un yokluğudur…

Bugün Bodrum kıyılarından esen rüzgâr,
bir sır taşıyor gibi fısıldar:

“Bu şehir yandı,
ama ruhu sağ kaldı.”

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ