Bodrum Dondurmacısı
Bodrum Hotel Spa

Engelli Çocukların Hakları

Prof.Dr.Selda BÜLBÜL

Prof.Dr.Selda BÜLBÜL

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

Doğumdan 18 yaşına kadar olan yaşam evresi çocukluk dönemi olarak kabul edilir. Çocukluk
insan hayatında ihmal edilemeyecek kadar önemli bir dönemdir. Bu dönem, insanın kendisini
gerçekleştirmek için sahip olduğu olanakları en fazla kullanabileceği dönem olarak kabul
edildiği için, erişkinlere düşen görev, çocuğun çocuk olmaktan dolayı sahip olduğu olanakları
en iyi şekilde kullanabilmesini sağlamaktır. Çocukların, sağlık ve yaşamlarının korunması,
kişisel kapasitelerinin geliştirilmesi, sosyal olaylara katılımlarının sağlanması ve güç
koşullarda korunmaları öncelikle devletler olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin
sorumluluğu altındadır.

Hak nedir?
“Hak” kelimesi “doğruluk” yani bir şeyin doğru (haklı) olduğundan, doğru (haklı) olan bir
eylemden söz etmektedir. İçerisinde “yetki”’ anlamını da barındırır. “Yetki” anlamı ile bir
kimsenin bir hakka sahip olduğu ifade edilmektedir. Günümüzde insan hakları, insanın insan
olarak doğmasıyla birlikte elinden alınamaz, özüne dokunulamaz ve bireyin kendisi istese bile
başkalarına devredemeyeceği haklar niteliğini kazanmıştır.
Çocuk Hakları
İnsanlar yalnızca “insan” oldukları için haklara sahiptirler, renk, din, dil, etnik köken ayrımı
yapmadan herkese eşit uygulanmalıdır. İnsan haklarından doğan görevler doğrudan bireylere
değil, devletlere ve kamu idaresine aittir. Ancak, çocuk haklarına toplumca sahip çıkılması ve
yeri geldiği zaman toplumun her kesimi tarafından ifade edilmesi gerekir. Zira en fazla ihlal
edilen haklar da, ne yazık ki, toplumlardaki çocuk algısından dolayı çocukların haklarıdır.
Çocuk hakları konusunda 5 madde içeren ‘Cenevre Bildirgesi’ 1924’te Milletler Cemiyeti
tarafından onaylanmış olan ilk resmi bildirgedir.
Cenevre Bildirisi II. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine yaşama geçirilememiştir. 1959 yılında
daha kapsamlı olan ‘’Çocuk Hakları Bildirgesi’ Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda
kabul edilmiştir.
Bu Bildirge’de engelli çocuklar da göz önünde bulundurularak, çocuklar arasında ayrım
yapılmaması, çocukların gelişimlerini sağlayacak tüm olanaklardan yararlandırılmaları,
doğumdan itibaren sosyal güvenlikten yararlanmalarının gerekli olduğu, fiziksel, zihinsel

veya toplumsal olarak engelli çocuklara tedavi, eğitim ve bakım verilmesi, çocukların eğitim
hakları olduğu belirtiliyordu.
Bildirgenin çocuk haklarının korunmasında yetersiz kaldığı ve uluslararası ortamda daha fazla
bağlayıcılığı olan bir sözleşme ile hakların güvence altına alınması gerektiği düşüncesi ile
hazırlanan “Çocuk Haklarına dair Sözleşme” (ÇHS) 20 Kasım 1989’da B.M. Genel
Kurulu’nda 78 ülkenin oybirliğiyle kabul edilmiştir.
Çocuk Hakları Sözleşmesi Kapsamı
Çocuk Haklarına dair Sözleşme “Çocuğun yüksek yararı” üzerine kurulmuştur. Her konuda
çocuğun ayrıcalıklı yararının gözetilmesini öngörür.
Sözleşme’nin temel hedefi dünya üzerindeki her çocuğun onurlu, saygın, eşit ve özgür olarak
yaşamasını ve kendisini tam anlamıyla gerçekleştirebilmesini sağlamaktır. Bu sözleşme,
dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın ırk, dil, cinsiyet, din, etnik ya da toplumsal farklılık,
mülkiyet, özürlülük, doğum ya da başka farklılık gözetilmeksizin bütün çocuklar için eşit
ölçüde geçerlidir.
Bir ülke sözleşmeyi onayladığında artık sözleşme iç hukuk bünyesine girdiği için, kendi
ulusal yasalarını gözden geçirmeye, sözleşme hükümleriyle uyumlu olmasını sağlamaya
zorunluluk hali doğmaktadır. Bu nedenle, söz konusu ülke bu hükümlere uymakla yükümlü
olduğunu açıklamakta, bunu yerine getirmemesi hâlinde ise uluslararası topluluğa hesap
vermeyi kabul etmektedir. ÇHS’i çocukların yaşama, gelişme, katılım ve korunma haklarını
en kapsamlı olarak tanımlayan uluslararası bir sözleşmedir ve tarihte dünya ülkeleri tarafından
en yaygın olarak kabul gören ve benimsenen insan hakları belgesidir.
Engelli Çocuk Hakları
Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) uluslararası standart kabul edilen tanımlamasına göre
engellilik üç aşamalı bir süreçtir. Önce kişide herhangi bir hasar (impairment) oluşur,
ardından işlevsel kısıtlılık (disability) ortaya çıkar ve sonunda sosyal daralma (handicap)
meydana gelerek kişi (engelli) toplumdan soyutlanmış bir yaşam sürdürür.
Engellilik, Ülkemizde son yapılan yasal düzenlemelerle “Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal
yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit
koşullarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre koşullarından etkilenen kişi”

olarak tanımlanmaktadır. 2020 yılında çocuk yaş grubunda (0-14 yaş) engelli nüfusunun oranı
%22,8 dir. ( https://www.aile.gov.tr/media/98625/eyhgm_istatistik_bulteni_ocak_2022.pdf )
Eengelsiz yaşama derneği, “Sayılarla Dünya’da ve Türkiye’de Engellilik” başlıklı
yazısında, OECD-AB ve Türkiye verilerine göre, dünya nüfusunun yaklaşık %15’inin (
yaklaşık 1 milyar kişi) engelli bireylerden oluştuğunu ve engelli bireylerin dünyadaki “en
büyük azınlık” olarak kabul edildiğini ifade etmektedir. Türkiye’de Ulusal Engelli Veri
Taban’ına göre engelli birey sayısı 1.559.222 olup, %27’si 0-21 yaş aralığındadır. ( https://ey-
der.com/ana-sayfa/turkiye-ve-dunyada-engelliler/ ).
Çocuk Hakları Sözleşmesinde düzenlenen bazı haklar çocuk haklarının gerçekleştirilebilmesi
ve çocukların belirlenen haklardan yararlanabilmeleri için devletlerin göz önünde
bulundurmak zorunda olduğu ve hiçbir durumda değiştirilemeyecek temel ilkeler
niteliğindedir (Ek 1). Sözleşmenin ilkelerinden birisi de “Fiziksel, zihinsel ya da sosyal
bakımdan özürlü çocuğa gerekli tedavi, eğitim ve bakım sağlanması” gerektiğidir. Çocuk
Hakları Sözleşmesi 23’üncü maddesi engelli çocuklarla ilgilidir (Ek 2).

Türklerde çocukların konumu ve engelli çocuk hakları
14 Şubat 1990 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan ve BM Genel Kurulu’nda onaylanan
ÇHS’i, Bakanlar Kurulunun 9 Aralık 1994 tarih ve 4058 sayılı kararıyla onaylanmış, 11
Aralık 1994 tarihinde yürürlüğe girmiş ve iç hukuk kuralı niteliği kazanmıştır.
2005 yılında yürürlüğe girmiş olan Çocuk Koruma Kanununun 3. maddesi çocuğu, daha
erken yaşta ergin olsa bile, 18 yaşını doldurmamış kişi olarak tanımlamıştır.
BM tarafından 2006 yılında kabul edilen Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme de 2007
yılında imzalanıp, 2009 yılında onaylanmış, engellilere bireysel başvuru hakkını tanıyan ek
ihtiyari Protokol’ü 2015 yılında onaylanmıştır. Sözleşme erişilebilirlik, yaşama hakkı, adalete
erişim, bağımsız yaşam ve topluma dahil olma, düşünce ve ifade özgürlüğü, bilgiye erişim,
eğitim, sağlık, habilitasyon ve rehabilitasyon, istihdam,  siyasal  ve  kamusal  yaşama  katılım
gibi  tüm hakların engelliler açısından hayata geçirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması için
devletleri yükümlü kılmaktadır.
Sözleşme ile engellilik konusunda tüm toplumsal taraflara yönelik olarak bilgilendirme ve
farkındalık çalışmaları gerçekleştirilmesi,    engellilerin    haklarının    tüm    politika ve
programlarda bütüncül bir anlayışla korunması ve teşvik  edilmesi,  engellilerin  haklarını
ihlal  eden  her  türlü uygulamaya son verilmesi ve özellikle de her hakkın kullanımı

bakımından engelliliğe dayalı ayrımcılıkla mücadele için gerekli tedbirlerin alınması
öngörülmektedir.
Son yıllarda engelliler için yapılan çalışmalar hız kazanmış, eğitim, sağlık, istihdam gibi
temel konularda yapılan yasal düzenlemelerle engellilerin de topluma eşit şartlarda
kazandırılması sağlanmaya çalışılmıştır.
Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Sözleşmenin tüm taraflarca uygulanmasının
sağlanması ve teşvik edilmesi ile bu süreçlerin izlenmesi ve ayrıca koordinasyonu sağlamak
üzere  kurulmuştur.
Engelliliğe dayalı ayrımcılık yasaktır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5378 sayılı Engelliler
Hakkında Kanun›da ayrımcılık yapılmaması ve ayrımcılık durumunda uygulanacak  cezalara
ilişkin  düzenlemeler de bulunmaktadır. ( https://www.aile.gov.tr/sss/engelli-ve-yasli-
hizmetleri-genel-mudurlugu/engellilerin-haklarina-iliskin-sozlesme/ )

Ülkemizde engelli haklarından yararlanmak için; bireyin en az %40 oranında engelli
olduğunu, Sağlık Bakanlığı tarafından engelli sağlık kurul raporu vermeye yetkilendirilmiş bir
hastaneden aldığı raporla belgelemiş olması gerekir. Çocukların özel eğitim almaları için
gerekli engel oranında alt sınır %20’dir. 20 Şubat 2019 tarihinde yayınlanan Çocuklar İçin
Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik (ÇÖZGER) gereği, çocukların
raporlarına “özel gereksinim var (ÖGV)” ibaresi yazılmakta ve çocukların fizyoterapi, özel
eğitim, rehabilitasyon ve benzer gereksinimleri raporda belirtilmektedir. 18 yaş altında olan
özel gereksinimli çocuklardan raporunda “hafif düzeyde özel gereksinim var” ifadesi yazılı
olanların (bu ifadenin engel oranı olarak karşılığı %40-49’dur) ve bu ifadenin üzerinde
gereksinimleri olanların anne veya babası ya da yasal vasisi sigortalı bir işte çalışmıyorsa,
engelli çocuğun yakınına maaş bağlanıyor, ancak, bakım veren kişi ile özel gereksinimli
çocuğun aynı hanede oturma zorunluluğu vardır. Çocuk 18 yaşını doldurduğunda bu maaş
kesiliyor, ve engelli kişi şartları sağlıyorsa, kendi adına engelli aylığı için başvuru yapabiliyor.

Türkiye’nin taraf olduğu pek çok uluslararası sözleşme ile engeli olan çocukların eğitim hakkı
güvence altına alınmıştır. Engeli olan çocukların eğitim hakkından yararlanmasında diğer
çocuklarla birlikte aynı ortamlarda eğitim almaları ilke olarak benimsenmiş, ayrıştırılmış
ortamlarda eğitim yapılmasına ise ancak çocuğun yararı gözetilerek başvurulabileceği
bildirilmiştir. Anayasa’nın 42. maddesine göre, “bireyler eğitim ve öğrenim görme hakkından

yoksun bırakılamazlar, ilköğretim kız ve erkek bütün yurttaşlar için zorunludur ve devlet
okullarında parasızdır”. Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 4. maddesi de eğitim kurumlarının
cinsiyet, dil, din, engellilik ve ırk ayırımı gözetilmeksizin herkese açık olduğunu ifade
etmektedir. 2005 yılında kabul edilen 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanuna göre, “devlet,
genel eğitim sistemi içinde engeli olan bireylerin her düzeyde eğitim almasını sağlayacak
planlamaları yapmalıdır; örgün eğitim programlarına farklı nedenlerle geç başlamış engeli
olan bireylerin bu eğitime dahil edilmesi için gerekli önlemleri almalıdır”. 4721 sayılı Türk
Medeni Kanunu da ebeveynlere çocuklarını eğitmek, çocuklarının bedensel, zihinsel, ruhsal
ve toplumsal gelişimini sağlamak ve korumak sorumluluğunu vermektedir.
Engellilerin ve engelli çocukların hakları olduğundan çoğu engelli ya da aileleri haberdar
olmadığı için bu haklardan yararlanamamaktadır. Eğitim hakkını örnek alacak olursak,
aslında her engellinin, engel türüne ve oranına göre geliştirilmiş eğitim programına erişimin
sağlanması gerekirken, ekonomik durumu iyi aileler bu sorunları kendilerinin çözdüğü,
ekonomik durumu iyi olmayan ailelerin ise engelli çocuklarını çoğunlukla eğitim sistemi
dışında bıraktığı görülmektedir. Özellikle erken çocukluk döneminde, eğitime erişim oranı
daha düşüktür.
Engellilik, yalnızca çocuğu değil, aile ve bakım verenleri de fiziksel, duygusal ve sosyal
yönden etkileyip, çok yönlü problemler yaşamalarına neden olan travmatik bir durumdur ve
aileler suçluluk duygusu nedeniyle depresyona sürüklenebilmekte, çocuğun bakımı için
gerekli olan fazla zaman, para, enerji gereksinimi ebeveynin stres yaşamasına neden olarak
yaşam memnuniyetini olumsuz etkilemektedir. Sertel ve arkadaşlarının çalışmalarında (2016),
kronik engelli çocuğa sahip annelerde depresyon düzeyinin yüksek oranlarda olduğu,
depresyonun yaşam kalitesini olumsuz etkilediği gösterilmiş ve bu sonuçların, kronik engelli
çocuğa sahip ve bakımdan öncelikli sorumlu annelerin özellikle, sosyal ve psikolojik
alanlarda profesyonel desteğe ihtiyaç duyduklarını gözler önüne serdiği bildirilmiştir.

Toplumsal yaşama katılımın önündeki engelleri kaldırmak ve engelli insanların sahip olduğu
potansiyeli ortaya çıkarmak için yeterli kaynak ve uzmanlığı bu konuya yönlendirmek ahlaki
sorumluluğumuzdur. Sağlık, rehabilitasyon, destek, eğitim ve istihdama erişimleri ve başarılı
olmaları için onlara şans tanımalı ve ortam düzenlemesi yapılması gerekmektedir.
Çocukların haklarının gözetilmesi bir çocuk nerede yaşıyor olursa olsun karşılaşacakları
sorunları ortadan kaldıracaktır. Mesleği, kimliği ne olursa olsun, çocukların ve özellikle

engelli çocukların haklarının gözetilmesinde her birey savunucu olmalıdır, Çocuk Hakları
Sözleşmesi ilkeleri konusunda farkındalık artırılmalı ve çocuk haklarına önem verilmesi ve
yükümlülüklerin yerine getirilmesinde tüm sektörler yakın işbirliği içinde
çalışmalıdır,.Hükümetler, rehabilitasyon hizmetlerine yönelik politikalar, düzenleyici
mekanizmalar ve standartlar geliştirmeli, uygulamalı ve bunların izlemesini yapmalıdır. Bu
hizmetlere eşit erişim olması teşvik edilmeli ve en yüksek kalitede rehabilitasyon hizmetleri
sunulmasına gayret gösterilmelidir. Bunun yanısıra, diğer paydaşların da (kullanıcılar, meslek
örgütleri vb.) farkındalığı artırılmalı, politika geliştirilmesine katılmaları sağlanmalı ve
bunların uygulanması izlenmelidirler.

Prof.Dr. Selda Bülbül

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ