Savaş Çocukları Nasıl Etkiler? Şiddetin Çocuk Psikolojisine Etkisi | Prof. Dr. Selda Fatma Bülbül
Savaş ve Çocuk
Prof.Dr. Selda Fatma Bülbül
Bodrum,Yeniköy
Şiddet; öfke, kin, düşmanlık gibi duyguların güçlenerek etkinlik kazandığı saldırgan
davranışların en uç noktasıdır. Son yılların önemli bir halk sağlığı sorunu olan şiddet
çocuklarda yaşam kaygısı uyandıran en önemli faktör olarak hayatımızda yerini almıştır.
Çocuk ve şiddet bir biri ile bağdaşmayan iki kavramdır. Çocuk sosyal bir çevrede doğar,
çevrenin şartlarıyla şekillenir, din, ahlak ve hukuk gibi toplumsal kurallarla büyür. Çocuğun
içinde yaşadığı sosyal çevre onun davranışlarını etkiler.
Özellikle bugünlerde Dünyada ve yakın çevremizde yaşanan terör olayları ve savaş hepimizi
yürekten yaralarken çocuklarımızın bu durumdan etkilenmediğini düşünmek olanaksızdır.
Çocuklar çevrelerinden ve kitle iletişim araçlarından bu olayları duyuyor ve kendi
dünyalarında algıladıkları şekli ile büyük korkular yaşıyor olabilirler. Korku, terör saldırıları
ve savaş karşısında verilen en normal tepkidir. Terör eylemlerini ve savaş sırasında
yaşananları medya üzerinden uzun süre takip eden çocuklar daha fazla kaygı bozukluğu
yaşamaktadır. Bu çocuklarda; uyku sorunları, kabuslar ya da depresyon görülebilmektedir.
Özellikle okul çağı çocuklarında terör saldırılarından sonra gelişen travma sonrası stres
bozukluğunun başlıca nedeni bu olumsuz haberlere aşırı maruziyet olarak gösterilmektedir.
Yaşam kaygısı, korku, açlık, şiddete tanık olma çocuklarda insani değerleri de aşındırır. İnsan
sevgisi, kişilere saygı, acıma, hoşgörü, vb. gibi değerlerin yerini saldırganlık, acımasızlık,
sorunları şiddet kullanarak çözme davranışı almaya başlar. Çocukluk ve adolesan dönemlerini
daha sorunlu geçirmelerine, kariyerlerinin ve kişilik gelişimlerinin olumsuz etkilenmesine yol
açabileceği de unutulmamalıdır. Yoğun toplumsallaşma ve öğrenme döneminde olan
çocukların ve gençlerin, sağlığı olumsuz etkileyebilecek bilgi, tutum, davranış içeren bir
medya ortamından uzak tutulması fiziksel ve ruhsal optimal kollektif sağlığa ulaşmak için
gerekliliktir.
Gerçek acıtır, önemli olan “acıtan gerçeği” benimsememektir. Doğru ilk adım bilgiyi
paylaşmak, sonraki adım ise ortaklaştırılmış bir “itiraza” dönüştürmektir. Ancak bu sırada bu
olayları aileleri ile birlikte tüm ayrıntıları ile an be an izleyen çocukların olumsuz yönden
etkilenebileceği de unutulmamalıdır. Çocuğu karşılaşacağı, tanık olacağı ve/veya izleyeceği
şiddetten korumak toplumsal bir sorumluluktur. Bunu sağlamak, tek tek birey olarak bizlerin,
ülkenin, basın yayın kuruluşlarının ve aydınlar ile yönetenlerin görevidir.
Bu özel dönemde ailelere düşen görev, öncelikle aile içindeki iletişimin güçlendirilmesi, aile
üyelerinin birbirine özen göstermesi ve barışçıl bir dil kullanması olmalıdır. Anne-babaların
çocukların olaylarla ilgili duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmaları, çocuk korkuyorsa,
çocuğun korkusunu dikkate alarak, olağandan daha fazla ilgi ve yakınlık göstermeleri, onların
anlayacağı bir dil ile olayları anlamalarını sağlamaları uygun olacaktır. Çocuklarla birlikte
olmak için her fırsat değerlendirilmelidir. Bu yakınlık rahatlatıcı ve güven vericidir. Savaş ile
ilgili haberlere aşırı derecede maruz kalmak ya da yetişkinlerin bu konuyla ilgili
konuşmalarını duymak çocukların hassasiyetini arttırabileceğinden bu konularda daha dikkatli
olunmalı ve çocuklar mümkün olduğunca bu medya ortamlarından uzak tutulmalıdır.
