Diploma Yetmiyor: Üniversite Mezunu Olmak Neden Artık Tek Başına Başarı Değil? | Muharrem Yağız
Diploma Yetmiyor: Üniversite Mezunu Olmak Neden Artık Tek Başına Başarı Değil?
Bir zamanlar üniversiteye girmek, genç bir insanın hayatındaki en önemli eşiklerden biriydi. Üniversiteyi kazanmak, iyi bir bölüm okumak ve mezun olmak; geleceğe dair güçlü bir güvence olarak görülürdü.
Bugün ise tablo değişti. Üniversite mezunlarının sayısı arttı, ancak diplomanın tek başına sağladığı güvence aynı ölçüde artmadı.
Artık gençlere yalnızca “Hangi üniversiteyi kazanacaksın?” diye sormak yetmiyor. Asıl sorulması gereken soru şu:
“Üniversiteden mezun olduğunda ne yapabiliyor olacaksın?”
Bu soru, eğitim anlayışımızı da yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Çünkü iş dünyası artık yalnızca diploma aramıyor. Yabancı dil bilen, teknolojiyi kullanabilen, iletişim kurabilen, problem çözebilen, ekip çalışmasına uyum sağlayabilen ve kendisini sürekli geliştirebilen insanlara ihtiyaç duyuyor.
Özellikle yapay zekânın çalışma hayatını hızla dönüştürdüğü bir dönemde, yalnızca bilgiyi ezberlemek gençler için yeterli olmayacak. Bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Asıl değerli olan; bilgiyi yorumlamak, doğru soruyu sormak ve onu gerçek bir probleme çözüm üretmek için kullanabilmek.
Burada eğitim sisteminin önemli bir sorumluluğu ortaya çıkıyor. Öğrencilerimizi yalnızca üniversite sınavına hazırlamak, onların hayatlarının yalnızca bir bölümüne hazırlanmaları anlamına geliyor.
Elbette YKS önemlidir. Bir öğrencinin hedeflediği üniversiteye girebilmesi için düzenli çalışması, disiplin kazanması ve akademik olarak güçlü bir hazırlık süreci geçirmesi gerekir. Ancak sınavı kazanmak, eğitimin sonu değil; başka bir başlangıcın kapısıdır.
Üniversiteye giren genç, dört yıl sonra elinde bir diploma ile mezun olduğunda hayat ona yeni bir sınav çıkaracaktır.
Ve o sınavın adı YKS olmayacaktır.
İş görüşmesi olacaktır.
Kendini ifade etmek olacaktır.
Bir problemi çözmek olacaktır.
Bir ekip içerisinde çalışmak olacaktır.
Yeni teknolojilere ayak uydurmak olacaktır.
Ve belki de en önemlisi, değişen dünyada kendisini yeniden geliştirebilmek olacaktır.
Bu nedenle ailelerin ve öğrencilerin üniversite tercihlerine bakışını da biraz değiştirmesi gerektiğini düşünüyorum.
“Bu bölümün puanı kaç?”
“Bu üniversitenin taban sıralaması nedir?”
“Devlet mi, vakıf mı?”
Elbette bunların tamamı önemli. Ama bunların yanına mutlaka başka sorular da eklemeliyiz:
Bu bölümün geleceği nedir?
Mezunları hangi alanlarda çalışıyor?
Öğrenci üniversite boyunca hangi becerileri kazanacak?
İngilizce eğitimi nasıl?
Staj ve sektör bağlantıları var mı?
Öğrencinin kendisini geliştirebileceği bir ortam sunuyor mu?
Çünkü üniversite seçmek artık yalnızca bir okul seçmek değildir. Bir anlamda gelecekteki mesleki yönümüzü seçmektir.
Belki de en büyük yanılgımız, çocuklarımıza “Bir üniversite kazan, gerisi gelir.” demeye devam etmek.
Hayır. Artık gerisi kendiliğinden gelmiyor.
Diploma önemli; fakat diplomanın yanında beceri gerekiyor. Bilgi gerekiyor. Yabancı dil gerekiyor. Teknoloji okuryazarlığı gerekiyor. İletişim becerisi gerekiyor.
Ve hepsinden önemlisi, öğrenmeye devam etme isteği gerekiyor.
Çünkü bugün üniversitede öğrendiğimiz bir bilginin birkaç yıl sonra güncelliğini yitirmesi artık şaşırtıcı değil. Bu nedenle geleceğin başarılı insanı, en çok şeyi bilen insan olmayacak.
Öğrenmeyi sürdürebilen insan olacak.
Eğitim kurumları olarak bizim de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Öğrencilerimizi yalnızca sınava mı hazırlıyoruz, yoksa hayata mı?
Bence artık bu iki kavramı birbirinden ayırmamalıyız. Öğrenci sınavını kazanmalı; ama bunun yanında kendisini tanımalı, yeteneklerini keşfetmeli, doğru mesleği seçebilmeli ve geleceğin dünyasında hangi becerilere ihtiyaç duyacağını görebilmeli.
Çünkü üniversite diploması bir “sonuç” değil, bir “araç”tır.
Asıl başarı, o diplomayla ne yaptığınızdır.
Ve geleceğin dünyasında gençlerimize bırakabileceğimiz en değerli miras, yalnızca bir diploma değil; kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bilgi, beceri, özgüven ve öğrenme kültürüdür.
