Atık Su Aslında Atık mı? Geri Kazanılmış Suyun Önemi | Selin Can
Musluğumuzu açıyoruz, suyu kullanıyoruz ve ardından kanalizasyona giden suyu bir daha hiç düşünmüyoruz. Çoğumuz için hikaye orada bitiyor. Oysa bir çevre mühendisi olarak söyleyebilirim ki, suyun asıl yolculuğu tam da o noktada başlıyor.
“Atık su” denildiğinde aklımıza genellikle kirli ve artık işe yaramayacak bir su geliyor. Oysa günümüz arıtma teknolojileri sayesinde bu suyun önemli bir kısmı yeniden kullanılabilecek kaliteye getirilebiliyor. Yani doğru şekilde arıtıldığında atık su, aslında bir atık değil; değerli bir kaynaktır.
Bodrum’da yaşayanlar farkında olmasa da bunun örneklerini her gün görüyoruz.
Birçok otel, site ve tatil köyünde biyolojik atık su arıtma tesisleri bulunuyor. Bu tesislerde evsel atık sular arıtılıyor ve elde edilen su, bahçe ile peyzaj sulamalarında kullanılıyor. Belki önünden geçtiğiniz yemyeşil bir otelin bahçesi ya da bir sitenin çimleri, içme suyu ile değil, arıtılarak geri kazanılmış su ile sulanıyor.
İşin güzel tarafı da tam burada başlıyor. Çünkü bu sayede içme suyu kalitesindeki suyu, gerçekten ihtiyaç duyduğumuz alanlar için korumuş oluyoruz.
Toplumda bu konuda en çok karşılaştığım yanlış düşüncelerden biri şu: “Atık sudan tekrar su mu olur?”
Burada önemli olan, suyun nerede ve hangi amaçla kullanılacağıdır. Arıtılmış su elbette doğrudan içme suyu olarak kullanılmaz. Ancak gerekli arıtma süreçlerinden geçirildiğinde parkların, bahçelerin, refüjlerin sulanmasında ve birçok teknik uygulamada güvenle değerlendirilebilir. Dünyanın birçok ülkesinde yıllardır uygulanan sistem de tam olarak budur.
Bodrum gibi yaz aylarında nüfusu katlanan bir kentte bunun önemi çok daha fazla hissediliyor. Yazın su tüketimi ciddi şekilde artıyor, yağışlar azalıyor ve mevcut kaynaklar daha fazla zorlanıyor. Böyle bir ortamda, içme suyu kalitesindeki suyu çim sulamak için kullanmak yerine arıtılmış suyu değerlendirmek hem çevresel hem de ekonomik açıdan doğru bir yaklaşımdır.
Aslında bu uygulamalar yeni değil. Yeni olan, suya bakış açımızın değişmesi gerektiğidir.
Eskiden suyun hiç bitmeyeceğini düşünürdük. Bugün ise iklim değişikliği, kuraklık ve artan nüfus bize bunun böyle olmadığını gösteriyor. Artık sadece yeni su kaynakları bulmayı değil, kullandığımız suyu yeniden kazanmayı da konuşuyoruz.
Çevre mühendisliği tam da bu noktada devreye giriyor. Bizim görevimiz yalnızca kirli suyu arıtmak değil; doğal kaynakları en verimli şekilde kullanabilecek sistemleri kurmak ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakmaktır.
Belki de “atık su” demeyi bırakıp “geri kazanılmış su” demeye başlamanın zamanı gelmiştir. Çünkü bazen bir kelimeyi değiştirmek, bir konuya bakışımızı da değiştirir.
Su, yerine kolayca koyabileceğimiz bir kaynak değil. Bu yüzden her damlanın değerini bilmek zorundayız. Kullandıktan sonra bile…
