İ. Hande Ekşioğlu’nun Aralık Ayı 2. Yazısı Yayında “Buruk Kalpler”
Merhaba Okur…
Galiba yılın son yazısı. “Mutlu Yeni Yıl” yaklaşırken sizlere bir duygu armağan ediyorum.
“Buruk Kalpler”
_ Ne bu böyle hep aynı konu…? Biri gidiyor, biri kalıyor. Giden, o kal demedi diye; kalan o dönüp gidiverdi diye küskün. Sonra bu gitme-gidememe hali hayatın diğer tüm evrelerine etkir oluyor. Senin başka meselen yok mu; ya da bu gitme kalma bu kadar mı mühim?
İşte böyle dedi bir, çok yakınım. Yüksünmeden acıta acıta eleştirmesi de çok yakınım olmasındandı zaten. Öyle ya, dost aynadır. En derin yaraları da dost açar, ama; bu kez aynaydı. Çünkü o, bunu söyleyene kadar farketmemiştim! Cidden hatırlanıp unutulanlardan, yengi-yenilgilere, başarıdan kayba, neşeden bunalıma, yanlış kararlara, değişen duygu durumu/ruh hallerine, neredeyse mani halinde sosyal, yahut asosyal olmaya veya bu zıtları ardı ardına deneyimler halde denge kaybına sebep, bu gitme-kalmalardı hikayelerimde.
Sevgili okur bilirsiniz siz de…!
Kaba kabuklu, sarsılmaz gibi bir gövdeden uzanmış dallarıyla göğü kucaklayan, ilkbaharda tazecik, sonbaharda altın rengi ışıl ışıl yapraklar… İrili ufaklı rengarenk meyveler… En ufak meltemde dallarından, yapraklarından yayılan fısıltılı şarkı ve sımsıkı yapıştığı toprağın derinlerine daldıkça dalmış inatçı ve yaşatmaya kararlı köklerin taş taş üstünde bırakmayan fırtınalara direnebilmesi…! Bu görkemine bakınca ancak hayran olunurdu ağaca. Oysa dalları zayıf, kırılgandı. Meyvelerinin kabuğu kalın, içi çekirdekli, az sulu, tadı buruk ve gövdesi genç yaşta bükük, kökleri erken yorulmuş… Kim bilir kökleri az yağmur almış, fidanken gölgede kalmış, incecikken şiddetli rüzgarlara durmuş. Yahut tersi, bir tarlanın ortasında tek başına kor gibi güneşe durmuş; gün içinde ona dallarıyla bazı bazı şemsiye olacak yüksek ağaçlara uzak kalmıştı.
O yalnız büyümüş, korunmasız bir ağaççıktı. Sert iklimleri tek başına deneyimledi. Gidemezdi; onun da habitatı, kaderi…! Kalmaksa hep bir mücadele, yaşamak için. Ve büyüyüp ağaca dönebildiğinde varoluşu, geçmişin savaşları üzerine kurulu bir zaferdi; varsın meyveleri buruk olsun ve koruda büyümüş tuzu kuru ağaçlar, övünedursun sulu sulu, ballı meyveleriyle. O tadı buruk, çekirdekli, kavrukça meyvelerini gururla olgunlaştırdı her bahar. Varoluşunun manasıydı tadı buruk yemişler. Heyhat! Gururlu ağaççığın bireysel zaferi büyüktü ama konforlu korunun meyveleriydi tatlı ballı.
Bir araştırma var… En başarılı olanlar, istatistiki olarak ailesi tarafından en çok sevilip desteklenenlermiş. Yani bu sava, çıkarsız sevilip desteklenenler diyebiliriz. Demek ki biri olmalı yanında! Dallarının uzanacağı göğü daraltmadan rüzgarına set olacak ki meyveler ballı olsun:
Göğün en yükseği ve yemişlerin tatlısı, birbirinin rüzgarına set olanlarınmış.
Tersi, yalnızlık.
Dil övünse de deyim yerindeyse tek tabanca olmakla, kendi işini kendi yapan kurtunki gibi kalınlaşmış ense ve fırtınalara direnmekten kabuklanmış gövdeyle…
Kalp bilir.
Kalp yolu bir başına yürüdüğünü de, yaşattığınca duyduğu nabzın tek kendininki olduğunu da bilir ve acır. İç sızlar denir a…! Yol yorar; sızlar insanın içi, herkes bilmez.
Yanyana olamadı mı iki insan, hem de olabilecekken… Biri, bir kez geçti mi duvarın öte yanına…! Duvar inceymiş, kalınmış ne farkeder? Artık ikisi de bir başına güneş, bir başına gölge. Dinlerler dalların fısıldadığı şarkıyı ve her ısırıkta yemişlerin suyundan, kalpleridir burkulan.
İ. Hande Ekşioğlu


❤️
kelminize saglik
Yine cok guzel yazmissiniz
Duygularimiza tercuman olmussunuz
Güzel bir iliski ve yalnızlık ancak bu kadar güzel ifade edilir Hande Hocamm.. Gönlüne, kalemine sağlık..
Çok güzel bir yazı
O güzel yüreğine,kalemine,emeğine sağlık.Duyguları böyle güzel ifade etmek de ayrı sanat ,teşekkürler.
Güzel..