Bir Yer Var – İ. Hande Ekşioğlu
“Bir yer var!”
Uzun ve zorluca Ağustos nihayet geride kaldığında ki yazı çok severim; paylaşmak, hafiflemek, belki benim Ağustos’um benzerini deneyimleyenlerinizle karşılıklı empati kurmak hassasiyeti sardı yüreğimi. Olan bitenle kimseyi yormayacağım. Ama olanların bendeki duygusal izdüşümünü kabul buyurursanız paylaşırız, canım okur…
“Bir yer var biliyorum/ Her şeyi söylemek mümkün/ Epeyce yaklaşmışım duyuyorum /Anlatamıyorum” – Orhan Veli.
Siz hiç, start noktasında aldığı nefesi parkur boyunca tutan atlet gördünüz mü, ey okur?
Bitişe vardığında bronşlarından koca bir “huh!” çıkmış; bütün yolun nefesi bir çırpıda… Tüm yükleri havaya karışmış da geç kalmış o, çoğu kez yenik. Tutmayacaktı yolda, eskiyi bırakıp yeniyi çekecekti içine. Hem bir deri, bir kemik şimdi; hacmi, ağırlıklarındanmış garibin.
Bir kol önde diğeri geride ve ters bacak önde diğeri geride, başı eğik ama gözler hedefinde. Sanki bir adım ve hop, bitti parkur!
Aslandan ya da avcıdan kaçmaya çalışan ceylanın çevikliği ve antrenmanlı adalelerinin üzerinde yanan tüyleriyle her hamlesi “tekboynuz”la (unicorn) akraba ve yerle teması yok; uçuyor, hem sonsuza dek böyle fır dönecek görünen gücün ve asaletin timsali at gibi bitişe koşacak da koşacak… Peşinde zaman.
Silah patladığında salıverilmiş güvercin hafifliğindeyken adım aldıkça uçuran kaslar ağırlaştı. Yol boyu hatırladı geçmişin yüklerini; hatırladıkça çözüldü dizlerinin bağı… Ömürlük diyetler, yıpratan ilaçlar, takık hoca, hırslı rakip… Başardıkları, yıkıldıkları, yıldıkları…!
Geçmiş, paçasından yakalamış belli. Anılar ağırlaştıkça uzaklaşıyor yengi.
Hayvancıklara ettiklerimiz de her teşbihe uydu, ne iş? İçlerinde bitişe çabucak varan, zihni ve her bir adalesinde, hatta her nefes patlayacak gibi şişip inen pembe cildin mavi damarlarında yengiden başka şeye yer bırakmamış olan.
Zafer, uzağı en iyi görüp geçmişin yüklerini en çok terk edebileni seviyor galiba. Yüklerden kurtul da beni al, diyor.
Ben mesela bi’ yerde tutmuşum nefesimi… Hapsettim geçmişi, yolda artık çıkmasın önüme! Ama yük, şimdi göğsümde ve sırtımda, boğazımda…! Bırakmak ne zormuş, yeni anılara yer açmak için, eski elbiseleri bile atamazken.
Yengi, ufuk çizgisinde parmağı koyduğun nokta… Koşarak, yüzerek ya da sadece akıntıya teslim olmanın, akışa razı gelnenin huzuru ve hazzıyla derin bir nefes al; sakince ver… Akışa razı gelmenin huzuru ve hazzıyla…
Yengin olur muyum, varır mıyım parmağımı koyduğum o noktaya bir gün?
Doğrusu aynı noktayı yine seçemeyebilirim bile! Ama orada bekleyen bir yer var! Bir kez işaretledim. Yani bekleyen ben değilim artık… O!
Bu sefer olmaz; başka sefer. Mesele sefere çıkmakta.
Mesele, meseleyi akışa katmakta…
İ. Hande Ekşioğlu
