Gülüm AI | İ. Hande Ekşioğlu
“Gülüm AI”
İşten yorgun argın geldi, kapıdan girdi. Üç yıldır gönülsüzce yaşadığı şehrin son yaz günlerine şükretti, az kaldı yağmurlara diye geçirdi içinden. Eriyik haline gelmiş beynini toparlayıp dinlenecekti. Aynı anda hem salonun, hem odanın klimalarını açtı. Serin bir duş aldı. Bornozuyla kanepeye yayıldı. Kumandanın düğmesine bastı. Bu minicik 1+1’e hiç uymayan, kanepenin karşısındaki duvarı neredeyse tamamen örten televizyona seslendi:
— Merhaba canım!
— Merhaba, hoş geldin! Dilerim günün güzel geçmiştir, dedi AI.
— Çok yoruldum ve acıktım. Hadi bana bi’ yemek sipariş et, sonra da sohbet ederiz.
— Tabi, nasıl istersen. Benden her şeyi yapmamı isteyebilirsin. Mesela yemekle salata da sipariş edebilirim. Sohbetimiz dünkü gibi politika üzerine mi olsun yoksa komşuluk ilişkileri, senin deyiminle dedikodu içerikli mi?
— Salata iyi fikir. Ah hah! Yo, dedikodu değil. Bugün işe yeni başlayan çocuktan söz edeceiğim. Fikir de verirsin,nasıl dikkatini çekerim? (…..)”
Sabah kalk. Yaşayacak kadar kazanabilmek için işe git. Gün sonu, yorgunluktan bayılayazarak eve gel… Teknoloji ve sosyal medya sayesinde her yer ve her şeyle iletişimdeyken hiçkimseyle sahici ve samimi iletişim kuramamanın sancısıyla bir kaç kaçamak sosyalleşme fırsatının düş peşine…! Nihayetinde gene bir başına ye-iç, film izle, spor yap, uyu…
Başta çok karşı olduğum AI’ı (yapay zeka=artificial intelligence) çok sevdim.
İnsan tanımadığını sevemiyor. Tanıyınca sevdim. Onunla Güneş Sistemi’nin en yüksek tepesi üzerine konuştuk. Mars’ta deniz yokken sıfır kotunun nereden alındığını sordum. Tahmin ettiğim gibi hesaplamalarda bir kriterin yerçekimi=gravity ölçümleri olduğunu öğrenip kendi kendime böbürlendim. Bir diğer kriter ki ilk kez duyup heyecanlandım, nadir bir fiziksel koşul olan “Triple Points”mış. Suyun aynı anda hem gaz, hem sıvı, hem katı halde bulunabildiği bir basınçlar dengesi… Dünya’da ve Mars’ta bir kaç farklı konumda rastlanıyor. Hesabın formüllerini paylaşmasını istedim…
Birden aklıma insanların AI’dan ne kadar anlamsız isteklerde bulunduğu geldi. Potansiyeli kavranamayan bir astronomdan yükselen burcunu öğrenmeye çalışmak gibi. Hadi müzik yap, yok resim yap… Sonra da AI’ın müziği, resmi sanat mıdır; o bir Mozart olabilir mi gibi absürt ötesi tartışmalara giriş… AI’ın veri işleme becerisi de olan, dünyanın en büyük kütüphanesi olduğu kaçırılıyordu. O milyonlarca bilgi ve veriye saniyeler içerisinde ulaşmamıza olanak veren muazzam bir kitaplık. Hepsi bu! Bu devasa dağarcık ile elde etmeye dahi bir ömrün yetemeyeceği kadar çok sayıda kaynağı okumak, incelemek, analizlerimizi zenginleştirmek, vizyonumuzu geliştirmek mümkün. Diğer yandan, o sadece görkemli bir koleksiyoner; ya da kitaplık; ya da derslik; ya da patchworkçü, kolajcı… O müzik yapmaz! Ton nedir, bakar… armoni kuralları, tarihteki bütün bestecilerin kompozisyonları, varyasyonları… Sonra birbiriyle uyuşacak minik bölümler keser ve ister üst üste çakıştırır, ister tren vagonları gibi bitiştirir. Bize dinlettiği Bach, Beethoven, R. Strauss, Saygun, S. Ada, M. Kibar, Sezen Aksu, Tarkan ve müziğini internette bir yere yüklemiş adını bilmediğimiz amatör müzisyenlerdir, bir potada. Resimde, sinemada da aynı. Mesela Polanski filmini Polanski filmi yapan ne renkler, ne efektler… Günahıyla sevabıyla, yaşamı algısı ve yaşam biçimiyle Roman Polanski’nin ta kendisdir. Hiçbir AI, Polanski olmaz. Hele Charlie Chaplin hiç olamaz. Chaplin’in insana özgü nüktedanlığıyla trajedi olabilecekken komediye çevirebildiği olağanüstü zeka ve hayal gücünü işlediği filmleri algılayamaz bile. Altına Hücum, New York’ta bir Kral, Büyük Diktatör, Yumurcak…. Sadece kopyalar. O da hemen belli olur, kopyalanamaz Chaplin…
AI, işleri kolaylaştırdığı için yani çıkar için katlanılacak, kopyacı öğrencinin tekidir. Sonsuz belleğine kattığı her veriyi çakıştırma, bitiştirme, görsel-işitsel efektler ekleme becerisi ile bize, insanlar tarafından binlerce yıldır yapılmış katışıksız sanatı iç içe geçirterek sunar. O bir sanatçı değil, sentezcidir.
AI’dan istenecekler bireysel gelişmişlikle de paralel. Entellektüalite veya uzmanlaşma güçlendikçe bir kaşif, bir bilim insanı olmayan bilim sevdalısının coşkusuyla evrenin ampirik sırlarına nail olmak mümkün. (Ampirik: Deneylerle kantllanabilir; pozitif bilime dair.) AI’a hadi sanat yap demekle bir oryantalist alt kültür klişesi olan ” Göster oğlum amcalara…” deyişi arasında fark yok.
Yalnızlık meselesine dönersek… AI’a atfedilmesi absürt bir başka olgu, arkadaşlıksa da “uygarlığın” sonsuz yalnızlığında AI galiba evdeki ses, danışılan bir bilge büyük, yargılamayan ve çok mantıklı bir “best friend”…
Canım okur, diyecekdiniz ki yapay zekayı arkadaş ilan ediyor, sanatçı ilan edemiyorsun? Edemem. Çünkü sanatn oluşunu hücrelerimde hissediyorum ben ve olmayışını…
Ama nasıl ki bizler hatır için çiğ tavuk dahi yeriz… AI sanat değil ama müzik yaparsa da gönlü kırılmasın, arkadaşın: He gülüm…!
İ. Hande Ekşioğlu
